بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
رَبِّ يَسِّرْ وَلاَ تُعَسِّرْ ، رَبِّ تَمِّمْ بِالْخَيْرِ
99 Küllî Fıkıh & Hukuk Kaidesi
القواعد الفقهية الكلية في مجلة الأحكام العدلية
Ahmet Cevdet Paşa riyasetindeki ulema heyeti tarafından tedvin edilen, İslam hukuk felsefesinin ve mukayeseli fıkhın zirve kaideleri.
“Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir.”
الأمور بمقاصدها
İşler, niyetlere ve maksatlara göre değerlendirilir.
“Akidlerde itibar lafızlara değil maksat ve manalaradır.”
العبرة في العقود للمقاصد والمعاني لا للألفاظ والمباني
Sözleşmelerde asıl olan kullanılan kelimeler değil, kastedilen asıl manadır.
“Şek ile yakin zail olmaz.”
اليقين لا يزول بالشك
Kesin bilgi, sonradan doğan şüphe ile ortadan kalkmaz.
“Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması asıldır.”
الأصل بقاء ما كان على ما كان
Bir şeyin geçmişte sahip olduğu durumun devam ettiği kabul edilir.
“Beraet-i zimmet asıldır.”
الأصل براءة الذمة
Herkesin borçsuz ve suçsuz kabul edilmesi esastır (Masumiyet Karinesi).
“Meşakkat teysiri celbeder.”
المشقة تجلب التيسير
Zorluk ve güçlük, dini ve hukuki kolaylaştırmayı gerektirir.
“Zarar ve mukabele bi'z-zarar yoktur.”
لا ضرر ولا ضرار
Zarar vermek de, zarara zararla karşılık vermek de yasaktır.
“Zarar izale olunur.”
الضرر يزال
Mevcut olan zarar ortadan kaldırılır.
“Zaruretler memnû olan şeyleri mubah kılar.”
الضرورات تبيح المحظورات
Zaruret halleri, yasak olan şeyleri geçici olarak helal kılar.
“Zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur.”
الضرورات تقدر بقدرها
Zaruret sebebiyle işlenen yasak, sadece tehlikeyi savacak miktarla sınırlıdır.
“Zarar-ı eşedd, zarar-ı ehaf ile izale olunur.”
الضرر الأشد يزال بالضرر الأخف
Büyük zarar, daha hafif bir zarara katlanılarak ortadan kaldırılır.
“Zarar-ı âmmı def' için zarar-ı hâs ihtiyar olunur.”
يتحمل الضرر الخاص لدفع ضرر عام
Kamuya gelecek büyük zararı önlemek için şahsî ve özel zarara katlanılır.
“Def'-i mefâsid celb-i menâfi'den evlâdır.”
درء المفاسد أولى من جلب المنافع
Kötülük ve zararları önlemek, fayda elde etmekten daha önceliklidir.
“Âdet muhakkemdir.”
العادة محكمة
Toplumun meşru örf ve adetleri hukuki hüküm vermede hakem kabul edilir.
“Nâsın isti'mâli bir hüccettir ki anınla amel vâcip olur.”
استعمال الناس حجة يجب العمل بها
İnsanların genel uygulaması, uyulması vacip olan bağlayıcı bir delildir.
“Örf ile tayin nass ile tayin gibidir.”
التعيين بالعرف كالتعيين بالنص
Örf ve teamül ile belirlenen husus, ayet/hadis ile açıkça belirlenmiş hüküm gibidir.
“Tâbi' olan tâbi'dir.”
التابع تابع
Asıl şeye bağlı olan unsur, hükümde de asıla tabidir; tek başına ayrı hüküm alamaz.
“Raiyye üzerine tasarruf maslahata menûttur.”
التصرف على الرعية منوط بالمصلحة
Yöneticinin halk üzerindeki tasarrufları kamu yararına ve adalete bağlıdır.
“Sâkıt olan şey avdet etmez.”
الساقط لا يعود
Haktan vazgeçilerek düşen bir hak, sonradan kendiliğinden geri dönmez.
“Beyyine müddeî için ve yemin münkir üzerinedir.”
البينة على المدعي واليمين على من أنكر
İddia sahibinin delil getirmesi, inkâr edenin ise yemin etmesi gerekir.
“Gürmün karşılığı ganimettir (El-Gürmü bi'l-günm).”
الغرم بالغنم
Külfete katlanan, nimete ve kâra hak kazanır.
“Kāzînin hükmü ile ma'dûm mevcûd olmaz.”
حكم القاضي لا يحل حراما ولا يحرم حلالا
Hâkimin verdiği zahiri karar, batılda olanı hak kılmaz ve haramı helal yapmaz.