۞ Kelâmullâh • Mekke Dönemi • 134 Ayet ۞
۞

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

رَبِّ يَسِّرْ وَلاَ تُعَسِّرْ ، رَبِّ تَمِّمْ بِالْخَيْرِ

⚖️ Mukayeseli Mealler & 11 Hafız Tilaveti

Tâhâ Suresi (134 Ayet)

7 Büyük Ehl-i Sünnet Mütercimi • 11 Büyük Kâri • Ayet Ayet Takip & Dinleme

🎙️ Hafız (Kâri):
🔍
Ayete Git:

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

1Tâhâ : 1

طٰهٰۜ

Tevhid Meali:

Tâ, Hâ.

2Tâhâ : 2

مَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰىۙ

Tevhid Meali:

Biz sana, bu Kur’ân’ı sıkıntı çekmen için indirmedik.

📖Ayet Dipnotu & Fıkhî / Kavramsal Şerh:

3Tâhâ : 3

اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ

Tevhid Meali:

(Aksine) Allah’tan korkanlara bir öğüt/hatırlatma olsun (diye indirdik).

4Tâhâ : 4

تَنْز۪يلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىۜ

Tevhid Meali:

O, yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından indirilmiştir.

5Tâhâ : 5

اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى

Tevhid Meali:

Er-Rahmân arşa istiva etti.

6Tâhâ : 6

لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى

Tevhid Meali:

Göklerde, yerde, ikisi arasında ve nemli toprak altında olan her şey O’na aittir.

7Tâhâ : 7

وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى

Tevhid Meali:

Sözü açıktan söylesen de (söylemesen de fark yoktur). O, sır olanı (içinden geçeni) ve ondan daha kapalı olanı (henüz içinden dahi geçmemiş olanı) bilir.

8Tâhâ : 8

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى

Tevhid Meali:

Allah… O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. En güzel isimler O’na aittir.

9Tâhâ : 9

وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ

Tevhid Meali:

Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?

10Tâhâ : 10

اِذْ رَاٰ نَارًا فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَارًا لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى

Tevhid Meali:

Hani bir ateş görmüştü de ailesine demişti ki: “Burada kalın! Ben bir ateş gördüm. Ondan size bir kor getirmeyi ya da onun yanında (yol gösterecek) bir rehber bulmayı umuyorum.”

11Tâhâ : 11

فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى

Tevhid Meali:

Oraya varınca kendisine, “Ey Mûsâ!” diye seslenilmişti.

12Tâhâ : 12

اِنّ۪ٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ

Tevhid Meali:

“Şüphesiz ki ben, (evet) ben, senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen, mukaddes vadide, Tuvâ’dasın.”

13Tâhâ : 13

وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحٰى

Tevhid Meali:

“Ben, seni seçtim. Vahyedilene kulak ver.”

14Tâhâ : 14

اِنَّن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي

Tevhid Meali:

“Şüphesiz ki ben, Allah’ım. Benden başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Bana ibadet et. Beni zikretmek için namaz kıl.”

15Tâhâ : 15

اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى

Tevhid Meali:

“Kıyamet gelecektir/kopacaktır. Her nefis çabasının karşılığını alsın diye, neredeyse onu (kendimden dahi) gizleyeceğim.”

16Tâhâ : 16

فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى

Tevhid Meali:

“Sakın ona inanmayan ve hevasına/arzusuna uyan kimse, seni ona (iman etmekten) alıkoymasın. Sonra helak olursun.”

17Tâhâ : 17

وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى

Tevhid Meali:

“Sağ elinde (tuttuğun) nedir ey Mûsâ?”

18Tâhâ : 18

قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى

Tevhid Meali:

Demişti ki: “O benim asamdır. Ona yaslanıyorum, onunla hayvanlarıma yaprak çırpıyorum ve daha başka işlerimde ondan faydalanıyorum.”

19Tâhâ : 19

قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى

Tevhid Meali:

Buyurdu ki: “Onu at ey Mûsâ!”

20Tâhâ : 20

فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى

Tevhid Meali:

Onu atıverdi. (Bir de ne görsün) o, hareket eden bir yılana dönüşüvermiş.

21Tâhâ : 21

قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُولٰى

Tevhid Meali:

Buyurdu ki: “Al onu! Korkma, biz onu ilk hâline geri çevireceğiz.”

22Tâhâ : 22

وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ

Tevhid Meali:

“Elini koltuğunun altına sok! Hiçbir kötülük/hastalık olmaksızın bembeyaz çıksın. (Bu da) başka bir ayet/mucize.”

23Tâhâ : 23

لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ

Tevhid Meali:

“(Böyle yap ve sonucu gör ki) sana büyük ayetlerimizden/mucizelerimizden birini gösterelim.”

24Tâhâ : 24

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟

Tevhid Meali:

“Firavun’a git! O, haddi aştı/tağutlaştı.”

25Tâhâ : 25

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ

Tevhid Meali:

(Mûsâ) demişti ki: “Rabbim! Göğsümü genişlet!”

26Tâhâ : 26

وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ

Tevhid Meali:

“İşimi kolaylaştır.”

27Tâhâ : 27

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ ۝ يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ

Tevhid Meali:

“Dilimdeki bağı/düğümü çöz ki sözümü anlayabilsinler.”

29Tâhâ : 29

وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يرًا مِنْ اَهْل۪يۙ

Tevhid Meali:

“Ailemden bir vezir/yardımcı ihsan et bana.”

30Tâhâ : 30

هٰرُونَ اَخ۪يۚ

Tevhid Meali:

“Kardeşim Hârûn’u.”

31Tâhâ : 31

اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ

Tevhid Meali:

“Onunla gücümü pekiştir.”

32Tâhâ : 32

وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓي اَمْر۪يۙ

Tevhid Meali:

“Onu (davet) görevime ortak et.”

33Tâhâ : 33

كَيْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يرًاۙ

Tevhid Meali:

“Tâ ki seni çokça tesbih edelim.”

34Tâhâ : 34

وَنَذْكُرَكَ كَث۪يرًاۜ

Tevhid Meali:

“Çokça zikredelim.”

35Tâhâ : 35

اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يرًا

Tevhid Meali:

“Şüphesiz ki sen, bizi görensin.”

36Tâhâ : 36

قَالَ قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى

Tevhid Meali:

Buyurdu ki: “İstediğin sana verildi ey Mûsâ!”

37Tâhâ : 37

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ

Tevhid Meali:

“Andolsun ki bir seferinde daha sana iyilikte bulunmuştuk.”

38Tâhâ : 38

اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ

Tevhid Meali:

“Hani annene (senin kurtuluşun için) vahyolunması gerekeni vahyediyorduk.”

39Tâhâ : 39

اَنِ اقْذِف۪يهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِف۪يهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ ل۪ي وَعَدُوٌّ لَهُۜ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنّ۪يۚ وَلِتُصْنَعَ عَلٰى عَيْن۪يۢ

Tevhid Meali:

“(Şöyle vahyetmiştik: ‘Onu) tabuta koy, (sonra tabutu) nehre bırak. Su onu sahile atsın/çıkarsın. Benim ve onun düşmanı onu alsın.’ Gözlerimin önünde yetiştirilesin diye, senin üzerine bir sevgi bıraktım. (Seni her gören sever.)”

40Tâhâ : 40

اِذْ تَمْش۪ٓي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُۜ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَۜ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا۠ فَلَبِثْتَ سِن۪ينَ ف۪ٓي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَا مُوسٰى

Tevhid Meali:

“Hani kız kardeşin yürüyor ve ‘Ona iyi bakacak/bakımını üstlenecek birilerini göstereyim mi size?’ diyordu. Gözleri aydın/içi ferah olsun ve üzülmesin diye seni, annene geri çevirdik. Bir insanı öldürmüştün de seni (o cinayetin) derdinden/tasasından kurtarmış ve seni çeşitli imtihanlara tabi tutmuştuk. Medyen halkı arasında senelerce kalmış, sonra da (belirlenmiş) bir kaderle buraya (Mısır’a) gelmiştin ey Mûsâ!”

41Tâhâ : 41

وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْس۪يۚ

Tevhid Meali:

“Ben seni kendim için (risalet davasını yüklenesin diye) seçip yetiştirdim.”

42Tâhâ : 42

اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِاٰيَات۪ي وَلَا تَنِيَا ف۪ي ذِكْر۪يۚ

Tevhid Meali:

“Sen ve kardeşin ayetlerimle (Firavun’a) gidin ve beni zikretmekte gevşeklik göstermeyin.”

📖Ayet Dipnotu & Fıkhî / Kavramsal Şerh:

43Tâhâ : 43

اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۚ

Tevhid Meali:

“İkiniz Firavun’a gidin; çünkü o azgınlaştı.”

44Tâhâ : 44

فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى

Tevhid Meali:

“Ona yumuşak bir söz söyleyin. Umulur ki öğüt alır ya da korkar.”

📖Ayet Dipnotu & Fıkhî / Kavramsal Şerh:

45Tâhâ : 45

قَالَا رَبَّنَٓا اِنَّنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى

Tevhid Meali:

Demişlerdi ki: “Rabbimiz! Şüphesiz ki onun, bize karşı taşkınlığından ve azgınlaşmasından korkuyoruz.”

46Tâhâ : 46

قَالَ لَا تَخَافَٓا اِنَّن۪ي مَعَكُمَٓا اَسْمَعُ وَاَرٰى

Tevhid Meali:

Buyurmuştu ki: “Korkmayın! Hiç kuşkusuz ben, sizinle beraberim; işitiyor ve görüyorum.”

47Tâhâ : 47

فَأْتِيَاهُ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْۜ قَدْ جِئْنَاكَ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكَۜ وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدٰى

Tevhid Meali:

“Ona varın ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz, Rabbinin elçileriyiz. İsrâîloğullarını bizimle beraber gönder, onlara azap etme! Muhakkak sana, Rabbinden ayetle/mucizeyle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun.’ ”

48Tâhâ : 48

اِنَّا قَدْ اُوحِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى

Tevhid Meali:

“Doğrusu bize şöyle vahyolundu: ‘Azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üzerinedir.’ ”

49Tâhâ : 49

قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسٰى

Tevhid Meali:

(Firavun) demişti ki: “Sizin Rabbiniz kimdir ey Mûsâ?”

50Tâhâ : 50

قَالَ رَبُّنَا الَّذ۪ٓي اَعْطٰى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدٰى

Tevhid Meali:

“Rabbimiz, her şeye hilkatini (cinsine en uygun olanı) veren ve sonra da yol gösterendir.” demişti.

51Tâhâ : 51

قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُولٰى

Tevhid Meali:

(Firavun) demişti ki: “Geçmişte olanlar ne olacak o hâlde?”

📖Ayet Dipnotu & Fıkhî / Kavramsal Şerh:

52Tâhâ : 52

قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ

Tevhid Meali:

Demişti ki: “Onların bilgisi, Rabbimin yanında bir Kitap’tadır. Rabbim, şaşırmaz da unutmaz da.”

53Tâhâ : 53

اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلًا وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى

Tevhid Meali:

(O Rabb ki) yeryüzünü sizin için (üzerinde yaşayıp istikrar bulduğunuz) bir döşek yapan, sizin için orada yollar açan ve gökyüzünden su indirendir. O (su) sayesinde çeşitli bitkilerden çift çift çıkarmışızdır.

54Tâhâ : 54

كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟

Tevhid Meali:

Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın (diye)… Şüphesiz ki bunda, akıl sahipleri için (ibret alınacak) ayetler vardır.

55Tâhâ : 55

مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَف۪يهَا نُع۪يدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً اُخْرٰى

Tevhid Meali:

Sizi ondan (topraktan) yarattık, ona geri çeviririz, bir kere daha sizi ondan çıkarırız/diriltiriz.

56Tâhâ : 56

وَلَقَدْ اَرَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَاَبٰى

Tevhid Meali:

Andolsun ki (Firavun’a), bütün ayetlerimizi gösterdik. O, yalanladı ve (inanmamakta) diretti.

57Tâhâ : 57

قَالَ اَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسٰى

Tevhid Meali:

Dedi ki: “Yaptığın büyüyle bizleri yurtlarımızdan sürüp çıkarmak için mi geldin ey Mûsâ?”

58Tâhâ : 58

فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِه۪ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَٓا اَنْتَ مَكَانًا سُوًى

Tevhid Meali:

“Kesinlikle biz de onun benzeri bir büyü ile sana geleceğiz. Bizimle senin aranda, bir buluşma yeri ve zamanı belirle. Ne biz ne de sen (sözümüzden) dönelim. (Belirlediğin mekân) hepimize eşit mesafede/düzlük bir alan olsun.”

59Tâhâ : 59

قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزّ۪ينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى

Tevhid Meali:

Demişti ki: “Buluşma bayram günü olsun ve insanlar kuşluk vaktinde toplansınlar.”

60Tâhâ : 60

فَتَوَلّٰى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتٰى

Tevhid Meali:

Firavun arkasını dönüp gitti. Hilesini toplayıp geldi.

61Tâhâ : 61

قَالَ لَهُمْ مُوسٰى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍۚ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرٰى

Tevhid Meali:

Mûsâ onlara demişti ki: “Yazıklar olsun size! Allah’a, yalan uydurarak iftira etmeyin. (Yoksa) bir azapla kökünüzü kurutur. Muhakkak ki iftira eden kaybetmiştir.”

62Tâhâ : 62

فَتَنَازَعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى

Tevhid Meali:

Aralarında durum değerlendirmesi yapıp tartışmaya ve gizlice fısıldaşmaya başladılar.

63Tâhâ : 63

قَالُٓوا اِنْ هٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُر۪يدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَر۪يقَتِكُمُ الْمُثْلٰى

Tevhid Meali:

Dediler ki: “Şüphesiz ki bu ikisi, sizleri yaptıkları büyüyle yurdunuzdan sürüp çıkarmaya ve (bugüne kadar ciddi çabalar harcayarak kurduğunuz) en ideal sistemi silip yok etmeye çalışan iki sihirbazdır.”

64Tâhâ : 64

فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفًّاۚ وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلٰى

Tevhid Meali:

“Hilelerinizi/Üstün becerilerinizi birleştirin ve gruplar hâlinde gelin. Bugün kim üstün gelirse o kurtulmuştur.”

65Tâhâ : 65

قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى

Tevhid Meali:

Demişlerdi ki: “Ey Mûsâ! (Dilersen) önce asanı sen atarsın veya ilk atan biz oluruz.”

66Tâhâ : 66

قَالَ بَلْ اَلْقُواۚ فَاِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ اِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ اَنَّهَا تَسْعٰى

Tevhid Meali:

Demişti ki: “(Hayır!) Bilakis, önce siz atın!” (Birde ne görsün) ipleri ve asaları, yaptıkları büyü nedeniyle, gerçekten hareket ediyor gibi geldi ona.

67Tâhâ : 67

فَاَوْجَسَ ف۪ي نَفْسِه۪ خ۪يفَةً مُوسٰى

Tevhid Meali:

Mûsâ, içinden bir korku duymaya başlamıştı.

68Tâhâ : 68

قُلْنَا لَا تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى

Tevhid Meali:

Buyurduk ki: “Korkma! Şüphesiz ki sen, elbette, üstün olansın.”

69Tâhâ : 69

وَاَلْقِ مَا ف۪ي يَم۪ينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُواۜ اِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍۜ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ اَتٰى

Tevhid Meali:

“At sağ elindekini! Onların yaptıklarını yutacaktır. Onların yaptığı yalnızca bir büyücü hilesidir. Ve büyücü ne yaparsa yapsın, kurtuluşa eremez/başarılı olamaz.”

70Tâhâ : 70

فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ هٰرُونَ وَمُوسٰى

Tevhid Meali:

(Yaşananlar üzerine) sihirbazlar secdeye kapanmış: “Hârûn’un ve Mûsâ’nın Rabbine iman ettik.” demişlerdi.

71Tâhâ : 71

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۜ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّنَٓا اَشَدُّ عَذَابًا وَاَبْقٰى

Tevhid Meali:

(Firavun) demişti ki: “Size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Şüphesiz ki o, size sihir öğreten büyüğünüzdür. Ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama kesecek ve sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve kalıcı olduğunu da bileceksiniz.”

📖Ayet Dipnotu & Fıkhî / Kavramsal Şerh:

72Tâhâ : 72

قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلٰى مَا جَٓاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذ۪ي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَٓا اَنْتَ قَاضٍۜ اِنَّمَا تَقْض۪ي هٰذِهِ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ

Tevhid Meali:

Demişlerdi ki: “Seni, bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratan (Allah’a) tercih etmeyeceğiz. Ne hüküm vereceksen ver! Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin.”

73Tâhâ : 73

اِنَّٓا اٰمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَٓا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِۜ وَاللّٰهُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى

Tevhid Meali:

“Şüphesiz ki günahlarımızı/hatalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihirbazlığı bağışlasın diye, Rabbimize iman ettik. Allah daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”

74Tâhâ : 74

اِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَاِنَّ لَهُ جَهَنَّمَۜ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰى

Tevhid Meali:

Hiç kuşkusuz, kim Rabbine suçlu bir günahkâr olarak gelirse elbette, ona cehennem vardır. Orada ne ölür (ki kurtulsun), ne de dirilir (ki faydalansın).

75Tâhâ : 75

وَمَنْ يَأْتِه۪ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلٰىۙ

Tevhid Meali:

Kim de O’na salih ameller yapmış bir mümin olarak gelirse bunlar için yüksek dereceler vardır.

76Tâhâ : 76

جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُ۬ا مَنْ تَزَكّٰى۟

Tevhid Meali:

Altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları Adn Cennetleri… Bu, arınan kimsenin mükâfatıdır.

77Tâhâ : 77

وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَر۪يقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًاۚ لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشٰى

Tevhid Meali:

Andolsun ki Mûsâ’ya şöyle vahyettik: “Kullarımla gece yola çık. Onlara denizde kuru bir yol aç. (Firavun’un size) yetişmesinden korkmadan ve endişe etmeden (yoluna devam et).”

78Tâhâ : 78

فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِه۪ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْۜ

Tevhid Meali:

Firavun, askerleriyle onları takibe koyuldu. (Onlara yetişemeden) denizden kuşatan (boğucu dalgalar), onları kuşatıverdi.

79Tâhâ : 79

وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدٰى

Tevhid Meali:

Firavun kavmini saptırdı. Doğru yola iletmedi.

80Tâhâ : 80

يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى

Tevhid Meali:

Ey İsrâîloğulları! Muhakkak ki sizleri düşmanlarınızdan kurtarmış ve sizinle (buluşmak için) Tûr Dağı’nın sağ tarafı için sözleşmiş, üzerinize de kudret helvası ve bıldırcın eti indirmiştik.

81Tâhâ : 81

كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪يۚ وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي فَقَدْ هَوٰى

Tevhid Meali:

Size rızık olarak verdiklerimin temiz olanlarından yiyin. Onda haddi aşmayın. Yoksa gazabım size vacip olur. Kime de gazabım vacip olmuşsa şüphesiz ki helak olmuştur.

82Tâhâ : 82

وَاِنّ۪ي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدٰى

Tevhid Meali:

Şüphesiz ki ben; tevbe eden, iman eden, salih amel işleyen ve hidayete eren kimselere karşı çok bağışlayıcıyım.

83Tâhâ : 83

وَمَٓا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسٰى

Tevhid Meali:

“Kavmini bırakıp aceleyle (bize gelmenin) nedeni nedir ey Mûsâ?”

84Tâhâ : 84

قَالَ هُمْ اُو۬لَٓاءِ عَلٰٓى اَثَر۪ي وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى

Tevhid Meali:

Demişti ki: “Onlar benim peşimde (onları bıraktığım hâl üzereler). Rabbim sana aceleyle geldim ki benden razı olasın.”

85Tâhâ : 85

قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ

Tevhid Meali:

Buyurmuştu ki: “Şüphesiz ki biz, senden sonra kavmini (dinlerinde) imtihan ettik ve Samiri onları saptırdı.”

86Tâhâ : 86

فَرَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِه۪ غَضْبَانَ اَسِفًاۚ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًاۜ اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِد۪ي

Tevhid Meali:

Mûsâ öfkeli ve üzgün bir hâlde kavmine dönmüş ve “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel vaadde bulunmadı mı? Ne o, yoksa size verilen süre uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizin gazabı size vacip olsun istediniz de ondan mı bana verdiğiniz sözden döndünüz?”

87Tâhâ : 87

قَالُوا مَٓا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلٰكِنَّا حُمِّلْنَٓا اَوْزَارًا مِنْ ز۪ينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذٰلِكَ اَلْقَى السَّامِرِيُّۙ

Tevhid Meali:

Dediler ki: “Sana verdiğimiz sözden irademizle dönmedik. Biz (Firavun ve kavminin) ziynet eşyalarını yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık, aynı şekilde Samiri de attı.”

88Tâhâ : 88

فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَۜ

Tevhid Meali:

Onlara buzağı suretinde böğüren bir heykel çıkarmış ve “İşte sizin de Mûsâ’nın da ilahı budur. Fakat (Mûsâ) unuttu.” demişti.

89Tâhâ : 89

اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلًاۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا۟

Tevhid Meali:

Ona (bir şey dediklerinde) kendilerine cevap vermediğini, onlar için bir fayda sağlamadığını ve zararı da defedemediğini görmüyorlar mı?

90Tâhâ : 90

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُون۪ي وَاَط۪يعُٓوا اَمْر۪ي

Tevhid Meali:

Andolsun ki daha önce Hârûn şöyle demişti: “Kavmim! Siz ancak bununla fitneye düşürüldünüz. Şüphesiz ki sizin Rabbiniz Er-Rahmân’dır. Bana uyun ve emrime itaat edin.”

91Tâhâ : 91

قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِف۪ينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى

Tevhid Meali:

Demişlerdi ki: “Mûsâ geri dönünceye kadar, onun başında beklemeye devam edeceğiz.”

92Tâhâ : 92

قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ

Tevhid Meali:

Demişti ki: “Ey Hârûn! Onların saptığını gördüğün hâlde, seni (bir şeyler yapmaktan) alıkoyan nedir?”

93Tâhâ : 93

اَلَّا تَتَّبِعَنِۜ اَفَعَصَيْتَ اَمْر۪ي

Tevhid Meali:

“Niye peşimden gelmedin? Yoksa emrime karşı mı geldin?”

94Tâhâ : 94

قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَت۪ي وَلَا بِرَأْس۪يۚ اِنّ۪ي خَش۪يتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْل۪ي

Tevhid Meali:

(Hârûn:) “Ey anamın oğlu! Sakalımı saçımı çekiştirme! ‘İsrâîloğullarını böldün, sözümü dinlemedin.’ demenden korktum.” demişti.

95Tâhâ : 95

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ

Tevhid Meali:

Dedi ki: “Senin durumun nedir/Neden böyle bir şey yaptın ey Samiri?”

96Tâhâ : 96

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي

Tevhid Meali:

Dedi ki: “Onların görmediğini gördüm. Elçinin/Meleğin izinden bir avuç aldım ve attım. Nefsim bana böylesini hoş gösterdi.”

97Tâhâ : 97

قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًاۜ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفًا

Tevhid Meali:

Dedi ki: “Haydi git/Defol! Sen hayat boyunca ‘La misas! (Kimse bana dokunmasın, ben de kimseye dokunmayayım.)’ diyeceksin. Ve senin asla şaşmayacak (helak olacağın) bir zamanın vardır. Şimdi de sürekli başında beklediğin ilahına bak! Andolsun ki onu yakacak, sonra da (küllerini) denize savuracağız.”

98Tâhâ : 98

اِنَّمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا

Tevhid Meali:

Sizin ilahınız ancak Allah’tır… O ki O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Her şeyi ilmiyle kuşatmıştır.

99Tâhâ : 99

كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْرًاۚ

Tevhid Meali:

Böylece sana, geçmişte (yaşamış) kimselerin kıssalarını anlatıyoruz. Muhakkak ki sana, kendi katımızdan zikir/Kur’ân verdik.

100Tâhâ : 100

مَنْ اَعْرَضَ عَنْهُ فَاِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وِزْرًاۙ

Tevhid Meali:

Kim de ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, Kıyamet Günü bir günah yüklenecektir.

101Tâhâ : 101

خَالِد۪ينَ ف۪يهِۜ وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلًاۙ

Tevhid Meali:

O (yükün) altında ebediyen kalacaklardır. Onların Kıyamet Günü (taşıyacakları) yük ne kötüdür.

102Tâhâ : 102

يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًاۚ

Tevhid Meali:

Sûr’a üfürüleceği günde biz, suçlu günahkârları (yaşadıkları korku ve susuzluk nedeniyle) morarmış olarak (diriltip) huzura toplarız.

103Tâhâ : 103

يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا عَشْرًا

Tevhid Meali:

Kendi aralarında, “(Dünyada) yalnızca on gün kaldınız.” diye fısıldaşırlar.

104Tâhâ : 104

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ اِذْ يَقُولُ اَمْثَلُهُمْ طَر۪يقَةً اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا يَوْمًا۟

Tevhid Meali:

Yolu doğruya en yakın olanlar, “Siz ancak bir gün kaldınız.” dedikleri zaman, biz onların ne söylediklerini en iyi bileniz.

105Tâhâ : 105

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبّ۪ي نَسْفًاۙ

Tevhid Meali:

Sana dağlardan soruyorlar. De ki: “Rabbim onları un ufak edip savuracak.”

106Tâhâ : 106

فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًاۙ

Tevhid Meali:

“(Dağların) yerini (hiçbir yapının olmadığı) bir düzlük ve (hiçbir bitkinin olmadığı) bir boşluk olarak bırakacak.”

107Tâhâ : 107

لَا تَرٰى ف۪يهَا عِوَجًا وَلَٓا اَمْتًا

Tevhid Meali:

“Sen orada ne bir eğrilik ne de bir çıkıntı görürsün.”

108Tâhâ : 108

يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُۚ وَخَشَعَتِ الْاَصْوَاتُ لِلرَّحْمٰنِ فَلَا تَسْمَعُ اِلَّا هَمْسًا

Tevhid Meali:

O gün, çaresiz, davetçinin (sesine) uyarlar. Er-Rahmân’ın (azametinden ötürü) tüm sesler kısılmıştır. Fısıltıdan başka bir şey duyamazsın.

109Tâhâ : 109

يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا

Tevhid Meali:

O gün, Er-Rahmân’ın izin verip sözünden razı oldukları dışında, hiç kimsenin şefaatinin bir faydası olmayacaktır.

📖Ayet Dipnotu & Fıkhî / Kavramsal Şerh:

110Tâhâ : 110

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُح۪يطُونَ بِه۪ عِلْمًا

Tevhid Meali:

Onların önünde olanı da ardında olanı da bilir. Onlar, ilim yönünden O’nu kuşatamazlar.

111Tâhâ : 111

وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِۜ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا

Tevhid Meali:

Tüm yüzler (hayat sahibi ve varlığa hayat veren) El-Hayy ve (var olmak için hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin varlığının kendisine bağlı olduğu) El-Kayyûm olanın karşısında zilletle boyun eğmiştir. Muhakkak ki zulüm taşıyan (sırtında zulüm/şirk yüküyle gelen) kaybetmiştir.

112Tâhâ : 112

وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًا وَلَا هَضْمًا

Tevhid Meali:

Kim de mümin olarak salih ameller yapmışsa, zulme uğramaktan ve hakkının çiğnenmesinden korkmaz.

113Tâhâ : 113

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا ف۪يهِ مِنَ الْوَع۪يدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ اَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا

Tevhid Meali:

İşte bunu, Arapça bir Kur’ân olarak indirdik. Korkulası (vaidleri/tehditleri) çeşitli yollarla açıkladık, umulur ki korkup sakınır ya da öğüt almalarını sağlar.

114Tâhâ : 114

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُۘ وَقُلْ رَبِّ زِدْن۪ي عِلْمًا

Tevhid Meali:

(Mutlak hâkimiyet/egemenlik sahibi, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden) El-Melik ve (hak ve hakikatin kaynağı) El-Hak olan Allah yücedir. Kur’ân’ın sana vahyedilişi bitmeden (onu ezberlemek için) acele etme! De ki: “Rabbim, benim ilmimi arttır.”

115Tâhâ : 115

وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا۟

Tevhid Meali:

Andolsun ki bundan önce Âdem’e, (ağaçtan yememesini emrederek) ahit vermiştik. O unuttu. Biz onda (bu ahde dair) bir azim/kararlılık görmedik.

116Tâhâ : 116

وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰى

Tevhid Meali:

Hani biz meleklere, “Âdem’e secde edin.” demiştik. İblis dışında hepsi secde ettiler. O diretti.

117Tâhâ : 117

فَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى

Tevhid Meali:

Demiştik ki: “Ey Âdem! Şüphesiz ki bu, sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın! Bedbaht olursun.”

118Tâhâ : 118

اِنَّ لَكَ اَلَّا تَجُوعَ ف۪يهَا وَلَا تَعْرٰىۙ

Tevhid Meali:

“Şüphesiz sen orada acıkmayacak ve çıplak kalmayacaksın.”

119Tâhâ : 119

وَاَنَّكَ لَا تَظْمَؤُ۬ا ف۪يهَا وَلَا تَضْحٰى

Tevhid Meali:

“Orada susamayacak, Güneş’in altında yanmayacaksın.”

120Tâhâ : 120

فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَٓا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى

Tevhid Meali:

Şeytan ona vesvese vermiş ve demişti ki: “Ey Âdem! Sana (yediğin takdirde ebedîleşeceğin) ebediyet ağacını ve tükenmeyecek mülkü göstereyim mi?”

121Tâhâ : 121

فَاَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۘ وَعَصٰٓى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوٰىۖ

Tevhid Meali:

(İkisi) ondan yediler, avret yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti, şaşırdı.

122Tâhâ : 122

ثُمَّ اجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدٰى

Tevhid Meali:

Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve yol gösterdi.

123Tâhâ : 123

قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَم۪يعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنّ۪ي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقٰى

Tevhid Meali:

Dedi ki: “Oradan birbirinize düşman olarak hep beraber (yeryüzüne) inin. Benden size bir hidayet gelecek. Kim de benim hidayetime uyarsa, o sapmayacak ve bedbaht olmayacaktır.”

📖Ayet Dipnotu & Fıkhî / Kavramsal Şerh:

124Tâhâ : 124

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى

Tevhid Meali:

“Kim de zikrimden (göndereceğim Kitaplardan) yüz çevirirse, şüphesiz ki ona sıkıcı/dar bir hayat vardır ve Kıyamet Günü’nde onu kör olarak diriltiriz.”

125Tâhâ : 125

قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَن۪ٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يرًا

Tevhid Meali:

Diyecek ki: “Rabbim! Niçin beni kör olarak haşrettin? Oysa ben (dünyada) gören biriydim.”

126Tâhâ : 126

قَالَ كَذٰلِكَ اَتَتْكَ اٰيَاتُنَا فَنَس۪يتَهَاۚ وَكَذٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسٰى

Tevhid Meali:

Buyuracak ki: “Böyle işte! Ayetlerimiz sana gelmişti, onu unutmuştun. Bugün sen de unutulup (kendi hâline) terk edileceksin.”

127Tâhâ : 127

وَكَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى

Tevhid Meali:

Aşırı gidip Rabbinin ayetlerine inanmayanları da böyle cezalandırırız. Kuşkusuz ahiret azabı, daha çetin ve daha kalıcıdır.

128Tâhâ : 128

اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟

Tevhid Meali:

Onlardan önceki nesillerden çoğunu helak etmiş olmamız, onlara gerçeği göstermedi mi? (Oysa onların helaktan geriye kalan harabe) meskenleri arasında dolaşıp (helakın izlerini görüyorlar). Şüphesiz ki bunda, akıl sahipleri için ayetler vardır.

129Tâhâ : 129

وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَاَجَلٌ مُسَمًّىۜ

Tevhid Meali:

Şayet, Rabbinden geçmiş bir söz/hüküm ve belirlenmiş bir müddet olmasaydı (onların helak edilmesi) kaçınılmaz olurdu.

130Tâhâ : 130

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَاۚ وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى

Tevhid Meali:

(Öyleyse) onların söylediklerine sabret! Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün iki ucunda tesbih et ki (Rabbin senden, sen de Rabbinden) razı olasın.

📖Ayet Dipnotu & Fıkhî / Kavramsal Şerh:

131Tâhâ : 131

وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۜ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقٰى

Tevhid Meali:

Onlardan bazılarına, kendilerini imtihan etmek için verdiğimiz dünya süsüne gözünü dikme! Rabbinin rızkı, daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

132Tâhâ : 132

وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًاۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى

Tevhid Meali:

Ailene namazı emret, sen de onda sabırlı/kararlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz. Biz seni rızıklandırıyoruz. Akıbet takvanındır. (Takvalı olanlarındır.)

133Tâhâ : 133

وَقَالُوا لَوْلَا يَأْت۪ينَا بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ اَوَلَمْ تَأْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْاُولٰى

Tevhid Meali:

Dediler ki: “Bize, Rabbinden bir ayet/mucize getirmesi gerekmez miydi?” Önceki sahifelerde bulunan apaçık deliller onlara gelmedi mi?

134Tâhâ : 134

وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه۪ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى

Tevhid Meali:

Biz onları (uyarı gelmeden) önce helak etmiş olsaydık diyeceklerdi ki: “Rabbimiz! Bize bir resûl gönderseydin de, (azapla) zelil ve rezil olmadan senin ayetlerine uysaydık.”

135Tâhâ : 135

قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُواۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدٰى

Tevhid Meali:

De ki: “Herkes gözetlemektedir! Siz de gözetleyin (bakalım). Kimin doğru yolun ehli olduğunu ve hidayete erdiğini ileride bileceksiniz.”

📖
Tâhâ Suresi
Mishary Alafasy
🏠Ana Sayfa⚖️Ahkâm📜Sünnet📖Kur'an👑Mezhepler🔍Arama