Farz-ı Ayn
Kaynak: Pezdevî Usûlü, Mecelle md. 10Her akıl-bâliğ Müslümanın bizzat kendisinin yerine getirmesi gereken ilahi emirler.
رَبِّ يَسِّرْ وَلاَ تُعَسِّرْ ، رَبِّ تَمِّمْ بِالْخَيْرِ
معجم المصطلحات الفقهية والأصولية وشروحها المعتمدة في المذاهب الأربعة
Teklîfî ve Vaz'î hükümler, istinbât usûlü, lafız ve delâlet mertebeleri, akit rükünleri ve ukûbât kanunlarının Dört Hak Mezhep müktesebatındaki tam tarifleri, şerhleri ve fıkhî misalleri.
Her akıl-bâliğ Müslümanın bizzat kendisinin yerine getirmesi gereken ilahi emirler.
Müslümanların bir kısmı veya bir fert ifa ettiğinde diğerlerinden sorumluluğu kalkan farzlar.
Zannî bir delille yapılması kesin ve bağlayıcı olarak emredilen fiiller (Hanefî ıstılahı).
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) devamlı işleyip pek nâdir terk ettiği Nebevî ameller.
Resûlullah'ın (s.a.v.) bazen işleyip bazen terk ettiği faziletli nafile ibadetler.
Mükellefin yapıp yapmamakta tamamen serbest bırakıldığı ve şer'an nötr olan fiiller.
Harama yakın olan, zannî delille kesin ve bağlayıcı olarak yasaklanmış fiiller.
Helale yakın olan, şeriatın hoş görmediği hafif tenzîhî yasaklar.
Kendi zatındaki kötülük, habaset ve zarar sebebiyle doğrudan haram kılınan fiiller.
Aslında meşru iken harici bir sebep veya kul hakkı ihlali dolayısıyla haram olan fiiller.
Varlığı hükmün varlığını, yokluğu da hükmün yokluğunu gerektiren açık ve munzabıt vasıf.
Yokluğu hükmün yokluğunu gerektiren, fakat varlığı hükmün varlığını zaruri kılmayan dış vasıf.
Varlığı halinde sebebin hüküm doğurmasını veya şartın geçerliliğini engelleyen durum.
Şer'i hükmün meşruiyetine ve teşriine esas teşkil eden munzabıt ve zahir vasıf.
Hiçbir arıza ve mazerete bağlı olmaksızın bütün mükelleflere konulan ilk asıl hükümler.
Bir mazeret ve meşakkat sebebiyle asıl hükmün yerine konulan geçici ilahi kolaylık.
Bir ibadetin veya akdin bütün rükün ve şartlarına uygun olarak tam vücut bulması.
Aslı meşru olduğu halde vasfında veya harici bir şartında şer'i noksanlık bulunan amel/akit.
Aslı ve vasfı itibariyle şer'an meşru olmayan ve hiçbir hukuki netice doğurmayan fiil.
Aralarındaki ortak illet sebebiyle hakkında nass bulunmayan bir meseleye, nass bulunan meselenin hükmünü vermek.
Kuvvetli bir şer'i delil veya maslahat sebebiyle açık kıyası (kıyas-ı celî) bırakıp gizli kıyasa (kıyas-ı hafî) veya nassa meyletmek.
Hakkında geçerli veya geçersiz olduğuna dair hususi bir nass bulunmayan, fakat dinin gayelerine uygun genel fayda.
Aslında mübah olan bir fiilin, kesin veya galip ihtimalle harama ve fitneye vesile olacağı gerekçesiyle önceden yasaklanması.
Aksine bir delil bulunmadıkça, geçmişte sabit olan bir durumun halen aynen devam ettiğine hükmetmek.
Toplumun aklıselim çoğunluğunca benimsenmiş, tabi ve müstakar hale gelmiş yerleşik teamüller.
Hakkında sarih âyet ve hadis bulunmayan bir meselede bir sahâbînin vermiş olduğu ictihad veya fetva.
Tek bir ferde veya tahsis edilmiş belirli sayı ve sınıfa delalet etmek üzere konulmuş lafız.
Tek bir vaz' ile sınırsız olarak kapsadığı bütün fertleri içine alan şümullü lafız.
Birden fazla farklı mana için ayrı ayrı konulmuş (vaz' edilmiş) lafız.
Zâhir: Kelamın sevk ediliş gayesi olmadığı halde manası anlaşılan lafız. Nass: Bizzat sevk gayesi olan açık lafız.
Müfesser: Tevil ve tahsis ihtimali kalmayacak derecede açıklanmış lafız. Muhkem: Nesih ihtimali dahi bulunmayan kat'î nass.
Manası sadece Allah katında bilinen, kullar için zahir manası murad olmayan kapalı lafız.
Mantûk: Telaffuz edilen metnin açık hükmü. Mefhûm-ı Muhâlefet: Söylenmeyen zıt halin zıt hüküm alması.
Akit taraflarından birinin ilk irade beyanı (Îcâb) ve diğerinin bunu tasdik eden cevabı (Kabûl).
Satın alınan malın fiilen ya da hukuken alıcının tasarruf ve zilyetliğine geçmesi.
Akıbeti meçhul olan, varlığı ve teslimi şüpheli bulunan aldatıcı risk ve belirsizlik.
Ribâ-i Fazl: Aynı cinsten malların peşin takasında fazlalık. Ribâ-i Nesîe: Vade sebebiyle doğan faizli artış.
Ayıp muhayyerliği: Malda gizli kusur çıkınca fesih hakkı. Şart muhayyerliği: Belirli süre cayma hakkı.
Satılan gayrimenkulü, müşteriye kaça satılmışsa o bedel karşılığında öncelikle satın alma hakkı.
Emânet: Kusur ve taaddi olmaksızın zayi olduğunda tazmini gerekmeyen mal. Damân: Tazmini zorunlu borç.
Miktarı ve infazı bizzat Allah ve Resûlü tarafından belirlenmiş, af ve sulhe kapalı kesin cezalar.
Kısas: Kasten cana kıyana aynı fiilin misliyle tatbiki. Diyet: Af veya hata halinde ödenen kan bedeli.
Hakkında had veya kefaret tayin edilmemiş suçlar için hakimin takdirine bırakılan terbiye edici cezalar.
Faili meçhul bir cinayette, cesedin bulunduğu mahalle sakinlerinden 50 kişiye yemin ettirilmesi ve diyet yüklenmesi.
Yaralamalarda miktarı nassla tayin edilmiş uzuv tazminatı (Erş); hakimin takdirine bırakılan yaralanma bedeli (Hükûmet-i Adl).